
Taşralı kız şapkasıyla döner elbet
Taraf/AYÇA ÖRER - Istanbul - 03.08.2008
Kürtçe şarkıları sürekli sansüre takılan Rojin ötekilik duygusunun hesabını böyle soracak: Türk filmlerindeki taşralı kız bir gün şapkasıyla dönüp “Bir zamanlar fakir ama onurlu bir kız vardı” der ya, o sahneyi yaşayacağım birileriyle
Geniş bir ailenin çocuğusunuz. İsim Rojin. Nasıl bir aile ki, böyle bir isim koymuş?
Anne Mardinli, baba Suriyeli. Türkçe bilmiyorlar. Baba sınır ticareti yapıyor ama Suriye’nin Kürt bölgesinde yaptığı için Türkçe’ye ihtiyaç duymuyor. Dolayısıyla çocukları doğduğu zaman Kürtçe isim koyuyorlar. Çünkü zaten başka isim bilmiyorlar. Babam annemi kaçırıyor, yedi gün mayın tarlasında gizleniyorlar. Sonra Adana’ya geliyorlar.
Biri hamallık yapıyor, biri bit pazarında çalışıyor. Sonra sırayla bizler doğuyoruz. Hepimize bir Kürtçe isim koyuyorlar. Bilmiyorlar bu isimlerin başlarımıza ne dertler açacağını. Kardeşlerimin isimleri, Cudi, Seve, Ruken, Dersim. Nüfus müdürü uyarmış ama babam “Çocuklarıma öyle hitap etmek istiyorum” demiş. Zaten hepimizin isminde bir harf oynar. Tıpkı doğum günleri gibi. Bakarsanız Kürtler arasında 01.01 doğumlu olanlar çoktur. Benim de doğum günüm 1 Ocak. Kürtlerin hepsi toplu kutlayacağız doğum günümüzü… Annemle babam Adana’da öğrenmiş Türkçe’yi. Uzun süre aileye katkıda bulunmak için pamuk tarlalarında çalıştık. Çocukluğumda başı sarılı tarlaya giden kadınlarla, açlık sınırında çok büyük bir yoksulluk hatırlıyorum.Dışarıda Kürtçe, içerde Türkçe yasak. Kötü bir ikilem…
Babam, aşırı milliyetçiydi. Türkçe konuştu diye dokuz yaşında çocuk dövülür mü? Benim ilkokul öğretmenim çok iyi bir kadındı. Onunla sıkıntıları aştım. Bir keresinde saçımda bit çıkmıştı, bir ay okula gidemedim. Sonra öğretmenimin desteğiyle başladım tekrar. Bakım yok, anne çalışıyor, her şeyi kendi başına yapıyorsun. 10 kardeştik, beşi öldü, beş kardeş kaldık.Rojin ismi başınıza çok dert açtı değil mi?
Sürekli bir öteki duygusu, eziklik, farklı olduğunu herkes hissettiriyor sana. Bir arkadaşımın ofisinde bir sekreter vardı, “Aaaa isminiz ne kadar güzel, Fransız mısınız” dedi, Kürdüm deyince, “Haaa” dedi, yüz ifadesi boka bakar gibi oldu. Dili, kültürü kabul edilmeyen yoksul bir halktan olunca insanların bakışları da öyle oluyor.
Evinizde ne dinleniyordu? Kürtçe müzik mi?
Kürtçe dinleniyordu, Arapça dinleniyordu. Adana’dayız, Ferdi Tayfur, İbrahim Tatlıses dinleniyor. Adana arabeskin merkezi tabii. Damar Centrum. Beni müzik gurmesi yapan biraz Adana oldu aslında. Müzikleri etiketlendirmek bana elitist bir tavır gibi geliyor. İnsanlar yıllarca arabeski aşağıladılar. Arabesk ezilmiş bir halk gibi. Yasaklara rağmen yaşadı. Buradaki elitist tavır bana laiklerin tavrını düşündürüyor. Orhan Gencebay bütün barlarda çalınıyor. Bu toplumun iki yüzlülüğü. Arabeske karşı da, geylere karşı da. İki yüzlülük maalesef her yerde var.
Bu çocukluğu ne renklendiriyor peki?
O zaman hep bir şeylere hasret vardı. Renklendiren tek şey yolda türküler söylemekti. Kürtçe Şivan Perver’den okuyoyurdum.O da o zaman bildiğim Türkçe’yle de türkü söylüyordum. Bizim evimizde Türkçe yasaktı. Babam bir Kürt faşistiydi. Zaten Türkçe’yi çok iyi bilmiyorum. Okulda, sokakta zorlanıyordum. O “Önce anadilinizi öğrenin” diyordu. Türkçe konuştum diye az dayak yememişimdir.
10 doğumdan sonra anne mahvoldu tabii…
Çocuk doğurma fabrikası. Doğurup kalkıp iş yapıyordu. Loğusalık gibi bir şey yoktu. Komşularımız “İt canı var bunlarda” diyormuş. Doğum yapıyor, çamaşır makinesi yok, hemen doğumun ardından kalkıyor, çarşafları topluyor, gidip çitileye çitileye yıkıyor. Dinleneyim diye düşünmüyor. Albümün ismi annemin vücudundaki dövmelerden geliyor. Dövmelerini çok küçük yaştayken, süt, kül ve iğneyle yapmışlar. Avucunda yemeği bereketli olsun diye, göğsünde sütü iyi gelsin diye dövmeleri var. Annem çok dirayetli bir kadındır. Onu anlatan bir şey olsun istedim ben de.
Bu koşullar altında nasıl okudunuz?
Okumadık ki… Tek ablam üniversiteyi okudu. Ağabeyim 12 Eylül’de gözaltına alınıp ağır işkence gördü. Hâlâ hasta. Tedavi oluyor.
Peki siz nasıl “Benim sesim güzel olabilir, tiyatroya yeteneğim olabilir” diye düşündünüz? Anlattıklarınız içinde buna imkân varmış gibi görünmüyor…
Evde çok kitap okunurdu. 40’larda 30’larda çıkan Kürtçe dergiler evde bulunurdu hep. Babam bir Kürt entelektüeliydi aslında. Tam film karakteriydi. Dolayısıyla benim tiyatroyla uğraşmam hem kişiliğimle ilgili, hem okuduklarımla. Tabii bu işi yapmam istenmedi, büyük sorun oldu. Ama insan isterse başaramayacağı şey yok. O yüzden bakınca geçmişe şaşırıyorum. Nereden nereye hakikaten. Ayağımdaki lastikli, yamalı pijamalı donum, lastik yine yamalı ayakkabılara bakıp, “Nasıl bir evrim geçirmişim, nasıl bu hale gelmişim” diyorum.
Tiyatro yaparken, yine Kürtçe yüzünden sıkıntı yaşayıp ayrıldınız.
Hobimden para kazanıyordum. Tiyatroyu bırakmak istemiyordum, ancak olamadı. Çünkü Devlet Tiyatrosu’yla olmuyor bu iş. Yüzlerce oyuncu Kurtlar Vadisi gibi kanın döküldüğü bir dizide oynuyor, bir tane Kürt filminde oynayacaksınız, izin verilmiyor. Kendi kendime dedim ki, “Yıllardır Türk tiyatrosu yapıyorum, kimse de demedi ki, Rojin niye Türk tiyatrosu yapıyorsun?” Bir gün anneannemi aradım, Kürtçe dışında bir dil bilmiyor. Ankesörlü telefonda Kürtçe konuştum diye, müdür, “Bu bina içinde Kürtçe konuşulmayacak” diye yasak koydu. Tiyatro binasında Kürtçe konuşmaktan soruşturma açıldı hakkımda.
Kürtçe konuşulan bir evde büyüyüp, tiyatroya girmeyi nasıl başardınız? Diksiyonla ilgili sıkıntı yaşamadınız mı?
Sen konuşurken insanların gülmesi dünyanın en ağır şeyiydi. Şivem varmış. Ben kabul etmiyorum ama sınıf arkadaşlarım hâlâ var olduğunu söylüyor. Çok uğraştım. Hocam da çok uğraştı. Sınıfa giriyorum gülüyorlar, çıkıyorum, gülüyorlar. “N’oluyor” dedim, ben meditasyon dersinde, “Çoh param olunca konservatuar açacagım Diyerbakır”da” demişim. Gırtlaktan konuşuyorum diye dalga geçiyorlardı. Konservatuar açsam gırtlaktan verirmişim diksiyon dersini. Köpeğim olsa gırtlaktan havlarmış. Türk filmlerinde yaşanır ya taşralı kız hikayeleri. En sevdiğim sahne, filmin kahramanının şapkasıyla dönmesi ve “Hatırlıyor musunuz bir zamanlar fakir ama onurlu bir kız vardı” demesi. O sahneyi yaşayacağım bir gün birileriyle.
Tiyatro bitince müzik başladı. Ama bu kez de Kürtçe şarkı söyleyerek hedef oldunuz.
Hesap yapsaydım bu sektöre girmezdim. Cahil cesareti. Şu bilincimle yine şarkı söylerdim ama bu alana girmezdim. Ben tersinden başladım. İnsanlar yıllarca Türkçe okuyor en sonunda bir tane de Kürtçe okuyor. Ben Kürtçe okurken bir tane de Türkçe okuyorum. Ama beni dinlerken ağlayan insanlarla bizi hikayelerimiz birleştirdi diyorum. Bizi geldiğimiz yollar birleştirdi. Küçük köylerimizden, Anadolu’dan, Mezopotamya’dan göç edip bu şehre geliyoruz ve hepimizin hikayeleri birbirine o kadar yakın ve o kadar enteresan ki. O yüzden iyi ki şarkı söylüyorum diyorum. Bakırköy’de Ziya Türküevi’nde çalışıyorum yıllardır. Orada insanlar birbirlerini buluyor, ben sevdiğim şeyleri onlarla paylaşıyorum. O programlar konsere dönüyor.
İsim Kürtçe, şarkılar Kürtçe. Doğal olarak politik görülmekten kaçamazsınız.
Evet, gamalı eşek gibi. Bu eksi 2000’den başlamak. Derler ya önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan daha zor. Gittiğim bir düğünde Samanyolu ile dans ettirip, Kara Üzüm Habbesiyle oynatıp, Kevokê’yle halay çektiriyorum. Kimileri “Asimile ediliyoruz, sen de onların şarkılarını söylüyorsun” dese de, bu toplumun rengi, inkar edemeyiz bunu. Birbirimizi reddemeyiz. Keşke dünyanın başka bir yerinde yaşasaydım da böyle şeylerle uğraşmasaydım.
Sizin aldığınız yol kaderinizi de değiştiren bir yol aynı zamanda. Bunun farkında mısınız?
Her şey tercih ve seçimlerle ilgili. Böyle bir yol seçmesem, ya sekiz dokuz çocuk annesi bir kadın ya da başka yerde olacaktım. Birkaç tane alternatif vardı benim için, bunu seçtim. Sürekli mücadele, önyargıları kırma, töreye karşı gelme. Tavanımla çok konuşurum, hatta ona şarkı yazdım. Bazı insanlara hakikaten hayat tatil gibi, insan soruyor neden bu kadar zorluk? Bu ülkenin geleneğinde var demek ki…
Bir yanda Kürt kadını da çok değişti. Artık politik hayatta, sosyal hayatta aktif rol alıyor. Bu hem iyi hem kötü. Hızlı değişimin hem faydası hem zararı var. Eşyanın tabiatına ters olan şey bir yerde patlaklık veriyor. Değişimin daha sağlıklı olmasını isterim. Burjuva yaşantısını aşağıladık ömrümüz boyunca. Ama o kültürü, o yaşantıyı görmeden hayatını algılamak çok zor. “Aç insan ahlakını yer der” ya Brecht. Hiç parasız İstanbul’da bir yerden bir yere giderken, ayakkabımın parçalandığını hiç unutmuyorum. Kızım olduğu zaman, istediği saatte gelip gidebilecek, istediği şeyi yaşayacak.
Çok oldu. Beyaz Show kabul etmedi mesela. Araya girmedik kimse kalmadı. Beyazıt Öztürk, “Kürtçe söyleyen bir sanatçı istemiyorum programımda” demiş. Mailler de gitmiş, “Kürtçe okuyan birini alamayız” cevabını vermiş.
Umutsuzluğa kapılmıyor musunuz hiç?
Bazen kapılıyorum. Bu albümü Sony Müzik’ten çıkarmam artık mümkün olmayacaktı. Tamamen kendi çabalarımla çıkarabildim. Bütün giderleri üstlendim. Çınarlı Tekstil’den Metin Aydın’la Vin Prodüksiyon’dan Kawa bey yardımcı oldu. Zaten yaptığınız albümler korsan piyasasına düşüyor. Geçenlerde annem bir yere gidip albümümü almak istemiş, adam “Teyze istersen korsanı 2 milyon” demiş, annem adamı paralamış. 70 yaşındaki kadının niye bu kadar kızdığını anlamamış tabii adam.
Peki ismini Kürtçe koyacak mısınız?
Bilmiyorum. Ben bu kadar sıkıntı yaşadıktan sonra. Aklımda bir isim var ama kesin olarak bilemiyorum.
Kürtçe kaset yapmak biraz riskli bir iş değil mi? Bir yanda bir hayran kitlesi var ama bir yanda televizyonlar, gazeteler size açık değil.
Kliplerim bir tek Youtube’de yayınlanıyor. Kürtçe yayın yapan kanallar da yayınlamıyor, diğer kanallarda da yayınlanmıyor. Boşu boşuna yapılmış klipler. Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamıyorsun. İki arada bir derede. Kral TV’den sadece iki şarkı için yalvar yakar izin aldık. Bir yanda da sizi izleyen, beğenen insanlar var. Genç kızlar rol modeli seçiyor. Bir keresinde Antep’ten geçiyoruz. Petrol istasyonuna girdik. Tombulca bir Kürt çocuğuyla sohbet etmeye başladık. Arkadaşım “Kimi dinlersin diye sordu. Bir sürü isim saydı, Kürtçe kimi seviyorsun diye sorunca, “Abe wellehi Leyla Zana’yı dinliyorum. Aydil, Kevokim şarkılarını seviyorum” dedi.
Alenen sizi konuk etmeyeceğini, kliplerinizi yayınlayamayacağını söyleyen oldu mu?
Kaynak: Taraf
Rojin Web Sitesi: www.rojinrojin.com
Kategori: Makaleler Tarih: Ağustos 13th, 2008